92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , isim , isim , Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldığı beş derecenin ikincisi
1. isim , isim , isim , isim , İniş
2. zarf , zarf , zarf , zarf , Başı aşağı gelecek bir biçimde
1. Dükkânın camında baş aşağı asılmış, yan yana dizilmiş bastonlar duruyordu.
1. Dükkânın camında baş aşağı asılmış, yan yana dizilmiş bastonlar duruyordu.
1. kişiliğinden kaybederek toplum içindeki durumu sarsılmak
1. Onun için hayatın bütün kanunu, bütün manası bu baş aşağı düşüşteydi.
1. Onun için hayatın bütün kanunu, bütün manası bu baş aşağı düşüşteydi.
1. başına bir örtü örtmek
2. başak vermek
3. birine veya bir şeye bağlanmak, intisap etmek
4. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , nişanlanmak
1. zarf , zarf , zarf , zarf , `Yüksek sesle bağırmak` anlamına gelen bas bas bağırmak deyiminde kullanılan bir söz
1. ünlem , ünlem , ünlem , ünlem , Çocukların `Allah'a ısmarladık` anlamında ellerini başlarına götürmelerini sağlamak için söylenen bir söz
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Birlikte, beraberce
1. Çalıştık bahçıvanla sabah akşam baş başa / Bu üç gülü büyüttük üç yiğit arkadaşa
1. Çalıştık bahçıvanla sabah akşam baş başa / Bu üç gülü büyüttük üç yiğit arkadaşa
1. birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak
1. İçten içe bu duruma memnun olarak onları kavgalarıyla baş başa bıraktım.
1. İçten içe bu duruma memnun olarak onları kavgalarıyla baş başa bıraktım.
1. biriyle veya bir şeyle yalnız kalmak
1. Düşünceleriyle, iç sesiyle baş başa kalmayı tercih ederdi.
1. Düşünceleriyle, iç sesiyle baş başa kalmayı tercih ederdi.
1. birlikte bulunmak, beraber yaşamak
1. Keyfimizce yaşamamıza mâni olur, baş başa olmamızı tercih ederim.
1. Keyfimizce yaşamamıza mâni olur, baş başa olmamızı tercih ederim.
1. iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuşmak
1. Nahiye müdürü, mebus ve belediye reisi ile baş başa vererek bir şeyler konuşuyor.
1. Nahiye müdürü, mebus ve belediye reisi ile baş başa vererek bir şeyler konuşuyor.
2. dayanışmak
1. Neydi onunla böyle sıkı fıkı baş başa vermen, gizli planlar kuracak tenha köşelere çekilmen?
1. Neydi onunla böyle sıkı fıkı baş başa vermen, gizli planlar kuracak tenha köşelere çekilmen?
1. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Sıkıntı, üzüntü, eziyet veren
1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Mendil
1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Ustura
1. isim , isim , denizcilik , denizcilik , isim , isim , denizcilik , denizcilik , Gemi omurgasının baş tarafta yükselmesi ile oluşan eğik veya dikey bölüm
1. kazanç bırakmak
1. Bu fiyata verirsem baş bulmaz.
1. Bu fiyata verirsem baş bulmaz.
1. başı arkaya doğru döndürtmek
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , birinin arkasından hayranlıkla baktırmak
1. Uzun boyu, kumral saçları, sevimli çehresiyle birçok kadınlara sokakta baş çevirtiyordu.
1. Uzun boyu, kumral saçları, sevimli çehresiyle birçok kadınlara sokakta baş çevirtiyordu.
1. `kişinin aklı, söylediği sözlerle ölçülür` anlamında kullanılan bir söz
1. başarıdan, gururdan, sevinçten çok mutlu duruma getirmek, aşırı heyecanlandırmak
1. Ordu karargâhına giriş, artık bir mabede çıkılıyor gibi baş döndürür.
1. Ordu karargâhına giriş, artık bir mabede çıkılıyor gibi baş döndürür.
1. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Şaşkına, serseme çevirici
1. Günler, düzenlenen eylemlerin baş döndürücü heyecanıyla hızla akıp geçiyordu.
1. Günler, düzenlenen eylemlerin baş döndürücü heyecanıyla hızla akıp geçiyordu.
2. Çabuklukta olağanüstü, aşırı
1. Gözlerini açar açmaz bu baş döndürücü süratten başka bir şey hissetmedi.
1. Gözlerini açar açmaz bu baş döndürücü süratten başka bir şey hissetmedi.
3. Baygınlık verici